Toplum mühendisliğine dair notlar

Onur, milliyeti olmayan o ulustur, aynı zamanda bir köprü olan o gökkuşağıdır; içinde hangi kanın dolaştığı önemli olmayan kalpteki o tınıdır; sınırlar, gümrükler ve savaşlarla alay eden o asi, itaatsizliktir.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Sosyolojide Temel Yaklaşımlar

Sosyolojinin Gelişimi

Tarihsel süreç içerisinde hemen her çağda toplum ve toplumsal yaşam ile ilgili sosyolojik nitelikte çeşitli düşünceler geliştirilmiştir. Ancak toplumsal yaşamın sosyoloji adı altında bağımsız bir akademik disiplin çerçevesinde ele alınması on dokuzuncu yüzyıla dayanır. İşte bu ünitede on dokuzuncu yüzyıldan günümüze sosyoloji biliminin toplumsal yaşamı analiz etmeye yönelik bağımsız bir disiplin olarak gelişimine katkıda bulunan temel sosyolojik yaklaşımları ana özellikleri açısından kısaca ele almaya çalışacağız.

Sosyolojide İlk Dönem Gelişmeler

Saint Simon (1760-1825)

Fransa’da devrim öncesinde ve sonrasında yani son derece istikrarsız bir dönemde yaşamış olan Simon’ın düşüncelerine, bu fönemin etkileri damgasını vurmuştur. Bu açıdan bakıldığında da Simon’ın fikirlerinin temeli Fransız Devrimi sonrası endüstri toplumu aşamasında ortaya çıkan sorunlara karşı pozitivist bir bilimin gerekliliği üzerine gelişmiştir. Çalışmalarına da bu yönde ağırlık veren Simon “sanayi toplumu” kavramını ilk kullanan kişidir.
Simon toplumu evrimci ve pozitivist bir kavramsal çerçevede ele alır. Yöntemsel olarak Simon bir dönem birlikte çalıştığı Comte gibi toplumsal olguların doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerle incelenebileceğini savunan pozitif bir bakış açısına sahiptir. Buna göre insan toplumları feodal veya askeri toplumlardan sanayi toplumlarına doğru bir gelişme içerisindedirler. Simon için “pozitif” aşama olarak tanımladığı sanayi toplumu aşaması çok önemli bir aşama olup üretim, teknoloji, bilgi, bilim, iş bölümü, sınıf yapısı ve de siyasal yapısı açısından diğer aşamalardan ayrılmaktadır. Bu aşama pozitif bilimin ve sanayinin sağladığı avantajlar sayesinde öncekilerinden farklı olacaktır. Simon için bu pozitif aşama tüm toplumsal sınıfların iş birliği ve uyum halinde tek bir kolektif üretici sınıf temelinde örgütlenerek üretime katıldıkları sosyalist nitelikte bir toplum aşamasını temsil eder. Simon’ın çalışmalarında sözü geçen sosyalizm teması daha sonra Marx’ın çalışmalarında farklı bir çerçevede ele alınacaktır.
Simon bir taraftan da feodal toplumdan sanayi toplumuna geçişi de bu aşamada yaşanan problemlerin “sosyal fizik” adını verdiği pozitif bir bilim yoluyla aşılacağı ve bu yeni bilimle yeni bir yapıya kavuşturulacağından bahsediyor.Bu nedenle Simon bazı çevrelerce “ilk sosyolog, ilk sosyalist” olarak nitelendirilmektedir (Meriç, 1995).
Bu katkılarına rağmen Simon’ın “özgün” bir sosyoloji geliştiremediği ve ayrıca çalışmalarında hem sosyalist hem de muhafazakar bir bakış açısı sergilemesi nedeniyle sosyoloji tarihinde daima muğlak bir konuma sahip olduğu öne sürülmektedir (Swingewood, 1998, 54-55, 59).

Auguste Comte (1789-1857)
Toplumu tıpkı Simon gibi evrimci ve pozitivist bir çerçeve ele alan Comte “sosyoloji” kavramını icat etmiş ve sosyolojide pozitivist sosyoloji olarak bilinen geleneği kuran önemli bir kişidir. Bu nedenle bazı çevrelerce Comte sosyolojinin kurucusu olarak kabul görür.
Comte’un çalışmalarının ana ekseni yöntemsel olarak pozitivist olmasıyla birlikte içerik olarak kısmen Aydınlama çağı düşünürlerinden etkilenmiş, kısmen de Fransız Devrimi’nin toplumsal olarak çalkantılı dönemlerinde yaşamış olmasından da kaynaklı olarak eleştirel bir güzergahta ilerlemiştir.
Sosyolojide Comte tarafından geliştirilen pozitivist yaklaşım toplumsal yaşamın doğal yaşama benzer bir nesnel gerçekliği olduğu yönünde temel bir varsayıma dayanmaktadır. En genel tanımı ile pozitivizm, sosyal ve fiziksel dünyanın gözlem ve deneyle test edilerek incelenebileceğini öne süren bir yaklaşımdır. Comte ve benzeri pozitivistlerin yazılarında “pozitif veya pozitivizm” kavramı daha çok “bilimsel” olanla eş anlamda kullanılmıştır. Bu açıdan pozitivizm doğa bilimlerinde kullanılan niceliksel bilgiye dayalı bilimsel yöntemin sosyal bilimlerde de kullanılabileceğini savunur. Yer çekimi yasası gibi fiziksel dünyada var olan birtakım yasaların yanı sıra buna benzer yasaların toplumsal dünyada da var olduğunu düşünen Comte’a göre, yalnızca gözlenebilen, ölçülebilen ve sınıflanabilen olguların bir gerçekliği vardır ve toplum hakkındaki doğru gerçekler ancak bilimsel yöntemlerle keşfedilip analiz edilebilir. Buradan yola çıkarak Comte, topluma daha iyi yön verecek olanın pozitivist yöntem ile keşfedilen yasalar olduğunu varsayar. Comte salt olarak pozitivist bir yöntemin kullanılması gerketiğinden bahsederken bir taraftan da doğal gerçeklik ile toplumsal gerçeklik arasında bazı farkların bulunduğunu kabul ediyordu. Bu sepele sosyolojik araştırmalarda kullanılacak bilimsel yöntemin yanı sıra tarihsel yöntemin de kullanılması gerektiğini düşünüyordu.
Toplumu biyolojik bir organizmaya benzeten Comte’a göre biyolojide var olan anatomi ve fizyoloji ayrımına benzer bir ayrımı da toplumun incelenmesi yönteminde kullanılabileceğini, buna göre istikrarlı ilişkileri ve sosyal yapıyı inceleyen toplumsal statik ile toplumsal değişmeyi inceleyen toplumsal dinamik adlı iki adet kavram, farklı çalışma alanı geliştirmiştir. Comte toplumsal statiği toplumsal düzeni yöneten yasalar anlamında, toplumsal dinamiği ise toplumsal değişmeyi yöneten yasalar anlamında kavramsallaştırmıştır. Böylece Comte sosyolojiyi tarihsel yöntem aracılığıyla toplumsal düzenin (statiğin) ve toplumsal değişmenin (dinamiğin) yasalarını keşfedip analiz eden bir bilim olarak tanımlamış olur.
Önceli Simon gibi evrimci bir bakış açısına sahip olan Comte, yine aynı düşünürün yazılarından faydalanarak geliştirdiği kendisine özgü bir evrimsel gelişme teorisi tasarlar. Comte’un insan toplumları için önerdiği evrimsel gelişme modeline göre insan düşüncesi ve insan toplumları üç temel aşamadan geçerek ilerlerler. Bu aşamalar;
a. Teolojik aşama: Bu aşamada insan düşüncesi her şeyi doğaüstü güçlerle açıklamaya çalışır.
b. Metafizik aşama: İkinci sıradaki bu aşamada ise insan düşüncesi sosyal veya fiziksel tüm olgu ve olayları soyut güçlerle açıklamaya çalışır.
c. Pozitif aşama: Bu aşamada ise insan düşüncesi nihayet bütün olgu ve olayları bilimsel (evrensel yasalara dayalı) olarak açıklamaya çalışır. Comte’a göre bu aşamada insan düşüncesi pozitif bilim sayesinde doğaüstü ve soyut güçleri reddederek gözlemlenebilen olgular arasındaki mevcut ilişkileri açığa çıkarmaya ve bu ilişkileri evrensel yasalar içerisinde sistemleştirmeye çalışır.
Comte, Fransız Devrimi örneğindeki radikal nitelikteki toplumsal değişmelere de karşı idi. Ona göre insanların düşünceleri pozitif yönte gelişmedikçe radikal bir şekilde yukarıdan dayatılan değişmelerle kalıcı bir ilerleme sağlanamazdı. Aynı zamanda Comte’a göre sosyoloji pozitif aşamaya en son giren ve dolayısıyla gelişimi kendisinden önceki bütün bilimlere dayanan bilimsel gücü yüksek bir bilim olarak görüyordu.
Comte hem pozitivizmin hem doğa bilimlerinde hem de sosyal bilimlerde insanlara büyük faydalar sağlayacağını düşünürken hem de özellikle pozitif (bilimsel) bilgi sayesinde doğal ve toplumsal süreçlerin öngörülerek kontrol edilebilmesinin ve toplumsal bir yaşamın akılcı bir şekilde örgütlenmesinin mümkün hale gelebileceğini savunuyordu. Dolayısıyla pozitivizmin nihayetinde bir din haline gelerek geleneksel dinlerin yerini alması gerektiğini de savunuyordu.
Comte’un pozitivist yaklaşımının sosyolojiye önemli bir katkısı olmuştur. Bununla birlikte tarihsel süreçle ilgili olarak öne sürdüğü evrimsel gelişme yasası gözlem, deney ve test yoluyla elde edilen bilgilerden çok tarih felsefesi niteliğinde soyut ve spekülatif bilgilere dayalı olduğu gerekçesi ile eleştirilere maruz kalmıştır (Swingewood, 1998, 66).

Herbert Spencer (1820-1903)
Comte’un pozitivizmi İngiltere’de Spencer tarafından geliştirilmiştir. Organizmacı bir toplum modeli benimseyen Spencer çalışmalarında pozitivizm toplumsal değişmeyi Charles Darwin’in evrim teorisindeki ilkeler çerçevesinde ele alan evrimci bir sistem yaklaşımı geliştirmiştir. Buna göre toplumsal değişme basit homojen toplumlardan karmaşık heterojen toplumlara doğru giden genel bir evrimsel yol izler. Bu evrim sürecinde, daha sonradan bakış açısı “sosyal Darwinizm” olarak adlandırılmasına neden olacak Spencer’ın görüşüne göre doğal seleksiyon sonucunda çevresine farklılaşarak bütünleşme yoluyla uyum sağlayan toplumların hayatta kaldığı ve bunu başaramayanların ise yok olduğu ifadesi yer almaktadır.
Toplumsal gelişmenin Darwinci bir çerçevede güçlülerin ayakta kalarak güçsüzlerin ise yok olduğu bir toplumsal ortamda Spencer siyasal açıdan da serbest piyasa ve rekabet yanlısı olup devlet planlamasına, müdahalesine ve sosyal devlet uygulamalarına doğal olmadıkları gerekçesiyle karşıydı.
Toplumu sistem yaklaşımı çerçevesinde ele alan Spencer’ın görüşleri kendisinden sonra gelen sosyologlar için önemli faydalar sağlamışken bir taraftan da doğal seleksiyona dayanan görüşleri toplumsal eşitsizliğin ve ayrımcılığın, özellikle de ırkçı söylem ve politikaların meşrulaştırılmasına adeta bir ilham kaynağı oluşturmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder